Şşşştt.. Kapı Çalıyor

Yüreklerimizi, onları bize anlatmaları için izin verdiğimiz öteki yürekleri topladık bir araya ve bir eve doluştuk. Küçük çocuklar gibi sevinç içinde başladık. Bazılarımız gelinlikle geçti eşikten. Geride bıraktıklarına inat, tüm mutluluk çıkınımızda adım attık yeni hayatımıza. Her evin bir hikayesi oldu. Bazılarınız bu hikayeleri kendileri yazdılar, bazılarınız önceki hikayelerin üzerine konuk oldular. Evleriniz ister geçmişin izlerinin sinmiş olduğu duvarların arasında yeşermeye başlasın, ister ustanın elinden yeni çıkmış tuğlanın hayalleri rüyalara düşmemiş boşluklarında, her zaman her şeye yeniden başlayabilirsiniz.

İYİLİĞE Mİ KÖTÜLÜĞE Mİ İNANIYORSUNUZ?

Taptaze adımlarla daha önce ummadıklarınızı yaratabilirsiniz. Neye inanıyorsanız onu gerçek kılabilirsiniz. Fakat bu sihirli cümle, size ÅŸunu hatırlatıyor; neye inanıyorsanız! Bir hikayeyi paylaÅŸmanın tam zamanı diye düşünüyorum. ‘YaÅŸlı Kızılderili reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuÅŸ, az ötede birbiriyle boÄŸuÅŸup duran iki köpeÄŸi izlemekteymiÅŸ. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahmış ve 12 yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boÄŸuÅŸup duruyorlarmış. Dedesinin sürekli göz önünde tuttuÄŸu, yanından hiç ayırmadığı, iki iri köpekmiÅŸ bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için biri yeterli görünürken niye ötekinin de olduÄŸunu, hem de niye renklerinin illa da siyah ve beyaz olduÄŸunu anlamak istiyormuÅŸ. Merakla sormuÅŸ dedesine… YaÅŸlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazlamış. ‘Onlar,’ demiÅŸ, ‘Benim için iki simgedir evlat.’ ‘Neyin simgesi?’ diye sormuÅŸ çocuk. ‘İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen ÅŸu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları.’ Çocuk yeniden sormuÅŸ; ‘Peki, sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?’ Bilge reis, yine bilgece bakmış torununa: ‘Hangisi mi evlat? Ben hangisini daha iyi beslersem o kazanır! Bu sözlerin üzerine söyleyecek bir ÅŸey yok ama biz bulunduÄŸumuz yerden bu hikayeyi bir kez daha irdelemeliyiz. UmutsuzluÄŸu beslerseniz, evinize hangi eÅŸyayı alırsanız alın, o eÅŸyayı umutsuzlukla donatırsınız.

UMUTLARIMIZA KAPILAR ÖRÜYORUZ..

Ümitsizlik, korku ve endişelerle beslenirseniz ve geleceğe olan inancınız ısrarla bu yönde olursa, ümitsizliğin yarattığı, korkunun kral olduğu, endişelerin vesvese verenin kitabı haline geldiği bir durumu kendi kendinize yaratır ve bu eserin oyuncusu haline dönüşürsünüz. Ne kadar rahatsız edici değil mi? Bakın muhtemeldir ki, duymak bile istemiyorsunuz. Fakat her birimiz anlaşmış gibi evlerinizde bunu yapıyorsunuz. Feng Shui danışmanlığına gittiğim zaman ilk saatler ön koşulları öğrenmek ve varlıklarını danışanlarıma göstermekle geçiyor ki; bu saatler en önemli saatlerdir. Her biriniz özelsiniz. Beni evinize çağırdığınızda sizin özelinize konuk oluyorum, mabedinizi bana açıyorsunuz. Her zaman paylaşmaya, iletmeye çalışıyorum ki, eviniz mabedinizdir. Bunu ben biliyorum fakat siz ne kadar özel olduğunuzu unutuyorsunuz, hep unutmuş yaşıyorsunuz. Unutmayı sever hale geliyorsunuz. Unutmak, hatırlamamak hayatınızın bir parçası haline geliyor. Evlerinizi ziyarete geldiğim zaman gördüklerim kendinize değer vermeyişinizin ispatı gibi açıyor kapılarını bana. Karşılıksız yaratılmış varlıklarız. Kimse bizden insan olduğumuz ve öylece olduğumuz için diyet istemiyor. Bu diyet ödemeleri yaratıyoruz biz. Umutlarımıza, sevgilerimize, hayallerimize ön koşullar belirliyoruz. Kapılar, pencereler örüyoruz. Mutfakta pişirdiğimiz sadece yemeklerimiz değil. Her gün pişirecek umut çorbası, sevgi soslu ekmekler, bereket tohumları baharatlarınızla yeni bir dünya yaratabilecekken o mutfağa çağrılması gereken şeyler var. Neyi beslemeye devam edeceksiniz? Umudu, güzelliği, mutluluğu, huzuru, bereketi kapının dışında tutmaya devam mı edeceksiniz?

Hadi, kapı çalıyor, gidip açın…

fundaceyhan@gmail.com

Yorum Yaz