% 51 Yarın
Her gün, yeni bir gün; ancak nedense her yeni güne, eskileri taşıyoruz… ‘Bizi biz, günümüzü gün yapan eskilerdir’ kesin tespitiyle yol almaktayız. Hatıralar işin içine karışıyor. Hatıralarımızı geleceğimizi oluşturan günlerin tadı tuzu yaparken, çoktan terk edilmiş olması gerekli olanlar da bizimle beraber her yeni doğan güne katılıyor.
Biz bu sırada pek çok şeyi ertelemiş oluyoruz.
İyileşmeyi, farkındalık kazanmayı, ben değerini fark etmeyi, fedakarlıklarımızın sınırlarını düzenlemeyi, söylenmemişleri söylemeyi, söylenmiş olanlar için özür dilemeyi… Read more >>
Geri Dönüşüm Kutumuz Dolu..
İtiraf ediyorum… Tuzağa düştüğümü kabul ediyorum.
Sizlere dünyayı, bir bilgisayar programının geri dönüşüm kutusu zannederek, boşalt tuşuna basınca ebediyen yok olacağını zanneden sanal insanların arasından sesleniyorum.
Bu satırları yazan makinenin tutsağıyım.
Guttenberg’in ne düşündüğünü hiç bilemeyeceğim.
Ama, bir fikri daha çok insana duyurmanın muhteşem yolunu bulup engizisyonun hapseden tutsaklığına inat yaptığı ile duyduğu gururu ve sevinci hayal edebiliyorum.
Dünyanın arsız çocuklarından biriyim ben de. Bu toprakları seviyorum. Başka bir gezegenim yok henüz. Atsam atılmıyor, satsam hiç satılmıyor. Almaya birilerinin gönlü olsaydı da veresim yok gibi. Daha yapacak çok şey var burada. Read more >>
Mektubunuz Var..
Benden sana bunu yapmamı isteme. Artık sessiz kalamam. Terastan, vadiye akan suyun peşinden gitmek istiyorum. Aslında seni de götürmek istiyorum. Tüm bunları izliyorken, sensiz kalamam.
Vadi önümde öylece uzanırken, ben sırtımı dağların hırçın kayalarına verdim. Evim gibi güvende hissediyorum kendimi. Ama ah o gitmelere arzu yok mu önüm sıra. Bu nehir, bu vadi, beni buralardan edecek.
Ben sonsuz bir yaşam dilemiyorum ki. Burada olduğum yerde, gökyüzünün ve yeryüzünün değişimlerini izliyorum. Onlar akıp giderken ben kalıyorum diye üzülmüyorum. Ben de başka türlü gidiyorum.
Her gün, dağların üzerinden yükselen kartalla uçup gidiyorum, vadi o zaman görünür oluyor. Zayıf bir iradeye ve çelimsiz bacaklara inat, kanatlarım var. Geleceğimi yaratmak ve koşamamaya direnmek için bende olmayanlara yanaşıyorum. Read more >>
Mor Çizgili Keten Helva..
Elimde kalem, kağıdı maviliyorum da maviliyorum. Gökyüzünü boyamak için kalemim yetmez ama bir koltuk yapabilirim. Yuvarlak bir koltuk çiziyorum, döne döne uyumak istiyorum. Sonra içinden bir parça koparıyorum, koltuğum yarım ay gibi olsa da şöyle önünde yuvarlak, lake, beyaz bir sehpam mı olsa? Beyazı beyazla boyayamıyorum. Hayal meyal bir çizgiyle geçiyorum kenarından. Hafiften beliriyor sehpam. Mor kalemimi elime alıyorum. Bir kez daha geçiyorum kenarından. İçim pembe çekiyor. Ama durmam lazım. Yoksa şekerci dükkanına dönecek kağıt. Çiziyorum, çiziyorum. Ev bitiyor. Şöyle sehpaya bir kağıt helva koyma zamanı. Yanına bir kahve, biraz da likör. Sehpanın üzeride mor çizgili kağıt helvam beliriyor. Şimdi çizimim bitebilir. Şimdi içinde yaşayabilirim. Şimdi koltuğun bir kenarına kıvrılıp uyuyabilirim. Kedimi kül gri yapıyorum. Dayanamayıp pembe bir terlik yanaşıyor koltukla sehpanın arasına. Aydınlatmam da tamam. Rüya gibi oldu kağıt. Artık danışanıma gidebilir, gerçekliğe dönüşebilir. Read more >>
40 Yıllık Lokma’nın Hatırına
Mordoğan’da, Ardıç Sahiline 10 metre uzaktayız. Hemen her gün ziyaret ediyoruz, 40 yıldır lokmasını yediğimiz teyzeyi; artık gelini var. Gözleme de yapıyorlar, mantı da hatta sardalye de…
Tam da deniz kenarında ve Ege’nin Kuzey rüzgarlarına yüzümüzü dönerek, yaz sıcağını hafifletiyoruz. Geçmiş uygarlıkların kokusu geliyor burnumuza. Mis gibi Ege kokuyor.
Bu satırları yazdığım gece, İstanbul’a kısa süreli dönmeden önceki ziyaretimizi yapıp mantı ve sardalyemizi sipariş ettik. Eşim Oğuzhan ile havadan, sudan, hayattan konuşuyoruz. Lokmacı Teyze, yavaş ve küçük adımlarla yemek öncesi çaylarımızı getiriyor. ‘Hilal Gelin’ bizim balıkları yapıyor. Read more >>
Dağılmaaaaaaaa!!
(Bu yazı Akşam Gazetesindeki köşemde yayınlanmıştır)
Dağılmak çok keyifli. Eve girer girmez ayakkabılarımı ayağımdan fırlatıyorum. Boynumdaki fuları portmantoya rasgele bırakıyorum. Şemsiyemi bütün gün boşuna taşıdım, yağmur yağmadı ama eve aynı yükle geri döndüm. Şimdi şemsiye koridorda yatıyor. Henüz kara kış gelmedi, elimdeki hırka hafif ama yine de yer kaplıyor. Onu da öylece girişteki masanın üzerine bırakıyorum. Salonu dün de toplamamıştım. Yastıklar bir yerde, dünden kalan ince battaniyem bir yerde. Dünden kalan yemekler piştiği tencerede ocağın üzerinde… Yok durayım artık… Tabii ki bu ben değilim. Mesela yani diyorum.
Dağınıklığın bedelleri için konuşmuyoruz. Dağılıp, dağılıp topluyoruz. Toplayınca dert bitiyor. Tekrar etmese iyi olur ama, dağılmak bir alışkanlık olunca çaresi yok. Nasıl olsa topluyoruz ya da toplatıyoruz. Read more >>
FACEBOOK GRUBUMUZ
Son Yazılar
e-mektup’larımı almak için
Seçin
9 Kutsal Bahçe
Son Yorumlar
- Kar Gibi Beyaz… için özlem çal
- Yatak Odanız ve Sihirli 25 için Sevgi
- % 51 Yarın için Eda Manduz
- 40 Yıllık Lokma’nın Hatırına için admin
- 40 Yıllık Lokma’nın Hatırına için ŞENAY
Arşivler
- Şubat 2012 (13)
- Ocak 2012 (1)
- Kasım 2011 (4)
- Ekim 2011 (7)
- Eylül 2011 (1)
- Temmuz 2011 (2)
- Haziran 2011 (1)
- Mayıs 2011 (3)
- Nisan 2011 (7)
- Mart 2011 (17)
- Şubat 2011 (7)







